"Enter"a basıp içeriğe geçin

Antibiyotik Direnci Nedir?

Okuma Süresi: 5 dakika

Bakterilerde Antibiyotik Direnci Gerçekte Nedir?

Gerçekten Bir Direnç Söz Konusu mudur?

Peki Genetik Bu İşin Neresindedir?

Şimdi gelin bu soruların cevaplarını birlikte araştıralım.

Mikrop Bakteri Farkı ve Antibiyotiğin Keşfi

Mikrop kelimesi genel olarak hastalık yapmasıyla bilinen tüm bakteri, virüs ve mantar gibi tek hücreli unsurlar için kullanılır. İskoç bilim adamı (bakteriyolog) Alexander Fleming Azize Mary Hastanesinde (St. Mary’s Hospital, Aşılama Bölümü)  yaptığı bilim çalışmaları sırasında (1924-1948) Penisilini buldu.

Penisilini bulduktan sonra artık yer yüzünde bakteri kalmayacağını düşündü. Ancak zamanla görüldü ki penisilin belli mikroplara karşılı etkiliydi, penisilinin kullanılarak öldürülen bakterilerden geriye penisilinin tahrip edemediği bakteriler kalmıştı. Kısa bir süre sonra bu konunun tüm diğer antibiyotikler için geçerli olduğu anlaşıldı.

Savunma Stratejisi Tesadüfen Oluşabilir mi?

İlk olarak tesadüfü yaratıcı güç olarak gören anlayışın kurguladığı algı yönetimi ne diyor ona bakalım. Darwinist algı yönetimine göre bakteriler bu özelliği kendi kendilerine geliştirmişlerdi ve bakterilerin bu özelliği sonradan ortaya çıkmıştı. Ancak gerçekler böyle mi?

Tesadüfler bırakın herhangi bir “savunma planını” oluşturmayı, en temel seviyede anlamlı bir veri bile oluşturamazlar. bkz: Tesadüf Gerçekte Nedir?

Bu yüzden aslında felsefi anlamda bile “evrim – tesadüf” ayrılmaz ikilisi hiç bir zaman canlılığının kökenini açıklayamaz.

Bakterilerin, evrimcilerin yeni ortaya çıktığını öne sürdükleri bu “direnç” özelliğine, antibiyotiğe maruz kalmadan önce de sahip oldukları aslında bilim dünyasında çoktandır bilinmektedir. “Scientific American” dergisi, evrimci bir yayın olmasına karşın, Mart 1998 sayısında bu konuda şöyle bir itirafa yer vermektedir:

Çok sayıda bakteri, daha ticari antibiyotikler kullanılmaya başlamadan önce de direnç genlerine sahipti. Bilim adamları bu genlerin neden evrimleştiklerini ve varlıklarını sürdürdüklerini kesinlikle bilmiyorlar.(1)

Dolayısıyla bakterilerin keşfinden önce bakterilerin direnç özelliği zaten bilim dünyasında yaygın bir biçimde bilinen bir gerçektir. Bu anlamda bu direnç mekanizmasını çalıştıran genetik sistem evrimci yöntemlerle açıklanamamaktadır. Bilhassa antibiyotik direnci evrim iddiasının geçersizliğinin en önemli delillerindendir.

Anti biyotik direncinin zamanla gelişen (sözde evrimleşen) bir konu olmadığı, 1986 yılında yapılan bir araştırmada çok net bir şekilde ortaya konulmuştur. 1845 yılında bir kutup keşfi sırasında hastalanarak yaşamlarını yitiren denizcilerinin bedenleri üzerinde araştırma yapılmış, denizcilerin bedenlerinde 19. yy’da yaygın olarak rastlanılan bakteri çeşitleri gözlemlenmiştir. Bu bakterilere yapılan testlerde 20. yüzyılda üretilmiş bir çok modern antibiyotiğe karşı dirençli oldukları ortaya çıkmıştır. (2)

Peki Bakterilerin direnç göstermesi yada “bakterilerin bağışıklık kazanması” süreci nasıl gerçekleşmektedir?

Bakteriler kendi içlerinde çok fazla (sayısız diyebileceğimiz kadar) varyasyona sahiptirler. bakteri varyasyonlarından bir kısmı yukarıda açıklandığı gibi zaten belirli bir antibiyotiğe dirence sahiptirler. Bu dirence sahip olmayanlar antibiyotiğe maruz kaldıklarında yok olurlar. Direnç sahibi olan bakteriler ise hayatta kalır ve hızlıca çoğalırlar. Bir süre sonra koloni sadece o antibiyotiğe dirençli bakterilerden oluşur. Ancak bu süreç bakterileri başka bir bakteriye dönüştürmez. Dolayısıyla herhangi bir evrim süreci gerçekleşmez.

Penisilin, 3 boyutlu moküler şekli

Gereksiz Antibiyotik Kullanımı ve Antibiyotik Direnci

Hastanın yaşadığı hastalığına sebep olan bakteri (mikrop) net bilinmiyorken etkisiz bir antibiyotik seçildiğinde ilgili ilacın (antibiyotiğin) yaradan çok zararı oluşacaktır. Bu yüzden hastalığı tedavi ederken tıp insanları ilgili bakteri için etkili antibiyotiği bulabilmek için “Kültür – Antibiyogram Testi” yaparlar.

Bilgi paylaşımı yapan Bakteriler ve Bakteri Direnci

Londra Üniversitesi Moleküler Biyoloji Enstitüsünde Prof. Waksman tarafından yapılan bir araştırmada (3), tip IV isminde bir salgı sistemi ile bakterilerin birbirlerine bilgi aktarabildikleri gözlemlenmiştir. Bu aktarım ile bakteriler birbirlerine antibiyotiğe dirençli gen aktarımını sağlarlar. Lejyoner hastalıkları olarak bilinen zatürre, boğmaca öksürüğü ve ülser gibi vak’alarda toksin aktarımı sırasında bakteriler bu özelliklerinden faydalanırlar.

E. Coli üzerinde yapılan çalışmada bakterinin mekanizmasında 2 farklı kompleks yapı olduğu anlaşılmıştır.  Bir tanesi hücre dış zarında diğeri de hücre iç zarında mevcut olan bu yapı periplasmayı (iki zar arasında kalan alan) geçerek, birbirlerine çubuk ya da sap benzeri bir yapı ile bağlanırlar. İç ve dış zarda olan bu iki kompleks yapı zarda delikler oluşturarak bilgi akışını –salgıyı- sağlar.

Bu genetik bilgi aktarım sistemi ve mekanizmasını bilim adamları tam olarak çözdüklerinde, antibiyotiğe karşı dirençli genlerin aktarımını ve salgısını bloke edebilecek bir yapı ve bileşimi de Allah’ın izni ile geliştirebilirler. Bu da ölümcül hastalıkların antibiyotikler ile tedavisini daha etkili hale getirebilir.

İlginç olan bakterinin antibiyotiğe karşı direnç göstermesini sağlayan genetik bilgiyi kendi arkadaşına, düşmana karşı destek olması için aktarmasıdır. Bakterinin antibiyotiğin ne olduğunu, yapısını, kimyasal bileşenini bilmesi, buna hangi bilgi ve donanımla direnç göstereceğini tespit etmesi ve bu savunma sistemine ait bilgiyi kendisinin aynısı olan başka bir canlıya aktarması ve bu bilgi aktarımının kendi arkadaşını koruyacağını tahmin etmesi mükemmel bir akıl gerektirir. Üstelik tüm bu yapılan işlemleri yapan bakterinin adeta bir kimya profesörü, savaş strateji uzmanı gibi hareket etmesi Allah’ın üstün aklının delillerindendir.
Alıntı: http://yaratilis.com/index.php/antibiyotige-karsi-direnc-gosteren-bakterilerin-kullandiklari-yontemler/

Uyuyan Bakteriler

Hebrew Üniversitesinden Prof. Gadi Glaser ve arkadaşları (4) yaptıkları araştırmalarda bazı bakterilerin Uyku durumuna geçebildiklerini tespit etmişler. Bu bakteriler antibiyotiğe maruz kaldıklarında HipA isminde bir toksin maddesi ile karşılaşırlar. HipA maddesi besin iletim zincirini bozduğu için bakteriler protein inşasına devam edemezler. Bu durum bakterilerde açlık sinyali olarak algılanır. Bakteriler bu sinyali algıladığında kendini “uyku” moduna geçirir. Antibiyotik tedavisi bittiğinde, yani HipA toksin maddesi kesildiğinde bakteri uyanır ve zararlı faaliyetlerine kaldığı yerden devam eder.

Söz konusu planda meydana gelen biyo-kimyasal süreçler o kadar komplekstir ki moleküler biyologların binlerce saatlik mesaileri sonucunda anlaşılabilmektedir.

Diğer Bakterilerden korunmak için antibiyotik üreten bakteri: Streptomyces platensis. Bilim adamları antibiyotik tedavisine bakterilerin nasıl direnç gösterdiğini araştırmışlar ve ilginç sonuçlarla karşılaşmışlardır. Araştırma ağırlıklı olarak çok iyi bilinen “Streptomyces platensis” bakterisi üzerinde yapılmıştır. Bu bakteri kendini diğer bakterilerden “anti bakteriyel” bir madde salgılayarak korur. İlginç olan ise bu bakterinin antibiyotik üreten geniş bir bakteri familyasının üyesi olmasıdır. Bu bakteri ailesinin neredeyse 2/3’ü klinik olarak faydalı antibiyotik üreten bakterilerden oluşur.
Streptomyces platensis tarafından salgılanan platensimsin ve platensin olarak adlandırılan antibiyotik bileşenler yağ asidi sentezini engeller. Aslında yağ asidi sentezi tüm bakterilerin hücre duvarının üretiminde dolayısıyla bakterinin yaşamasında hayati önem taşır. Platensin, platensimisin yağ asit sentezinde bir yerine iki ayrı enzimi bloke eder. http://yaratilis.com/index.php/antibiyotige-karsi-direnc-gosteren-bakterilerin-kullandiklari-yontemler/

… Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.

(Yunus Suresi, 61)


Biyoloji, fizik, kimya, matematik, paleontoloji tüm bunlar bilimdir ama “tesadüfen oldu” diyen “evrim teorisi” bilim değildir. 💻🔭🔬


Kaynaklar:

1. Stuart B. Levy, “The Challange of Antibiotic Resistance”, Scientific American, March 1998, s.35

2. Medical Tribune, 29 December 1988, s.1, 23

3. Antibiyotiğe Karşı Direnç Gösteren Bakterilerin Kullandıkları Yöntemler

4. HipA-mediated antibiotic persistence via phosphorylation of the glutamyl-tRNA-synthetase

Sending
User Review
0 (0 votes)

İlk Yorum Sizden Gelsin

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir