"Enter"a basıp içeriğe geçin

DNA Nedir?

Bugün sahip olduğumuz bilgiler ışığında, dürüst bir adam ancak şunu söyleyebilir: Bir anlamda hayat mucizevi bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Francis Crick
Francis Crick

Konumuz DNA olunca, DNA molekülünün yapısını keşfederek, 1962 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülünü kazanan Francis Crick’ ten bir alıntı yaparak yazıma başlamak istedim.

Keşfin dikkat çekici yanı, DNA ve içindeki ‘BİLGİ’ milyonlarca yıldır zaten canlıların inşaasında kullanılmış olmasına rağmen, biz böyle bir teknolojinin farkında değildik, aslında yaptığı bu keşifle Francis Crick, milyonlarca yıldır var olan DNA’ yı, yani üstün ‘biyolojik’ teknolojiyi gözlerimizin önüne getiren ilk insanlardan biri oldu.

DNA (Deoxyribonucleic acid)

Şöyle bir arkanıza yaslanın ve düşünün, çok almak istediğiniz bir eve ait tüm detayları, 3 boyutlu çizimleri ve içindeki eşyaların (hammadde içerikleride dahil olmak üzere) nasıl kullanılacağını anlatan dokümanları içeren bir bilgisayar olsa, hatta bu plan ve çizimlerin en iyi iç mimarlar tarafından oluşturulduğunu, inşaat planları ile ilgili detayların en iyi inşaat mühendisleri tarafından ve tüm elektrik/elektronik altyapısının olabilecek en son teknolojiyle yapılacağı bu dokümanda planlanmış olsa. Bilgisayarı ve içindeki bilgileri gözünüz gibi korumak istersiniz, çünkü ilerde hayallerinizi süsleyen ev ve bu evin tüm detayları bu bilgisayardadır..

DNA Molekülü
DNA Molekülü

Ruhumuz için adeta bir ev gibi olan bedenimiz için konuşacak olursak, hiç bir organımızın fonksiyonu hakkında, hiçbir detayı planlamak yada organize etmek zorunda kalmadık, tüm bu detaylar DNA denilen biyolojik bilgi bankasında zaten yazılıydı.

Peki DNA’ yı Nasıl Tanımlamalıyız

Canlıların tüm biyolojik işlevlerini yerine getirmek için gerek duyduğu bilgilerin saklı olduğu moleküle DNA diyoruz. Çok temel ve özet olarak yaptığımız bu tanımı biraz açacak olursak, tüm biyolojik işlevler şunları kapsar, doğmak, büyümek, yemek yemek, düşünmek görmek, ve bu ihtiyaçları yöneten sinir sistemi, dolaşım sistemi, hormonal sistem, tüm iç organlarımız, ten rengimiz, göz rengimiz, gözümüz ve parmak uçlarımızdaki benzersiz desen, işitme sistemi, iskelet sistemimiz ve daha 10larca kompleks alt sistemler, işte bunların hepsi, bütün canlılarda olduğu gibi bizimde DNA’ mızda kodlanmış bir şekilde saklanmaktadır.

Tüm bu özelliklerimiz bir tuz tanesinden daha küçük olan anne yumurta hücresi ile ondan çok daha küçük olan sperm hücresinden gelen 23′ er adet kromozomun birleşmesi, dolayısıyla 46 kromozom bizi inşaa etme kararı almasıyla ortaya çıkmıştır.

  • Peki neden yeni döllenmiş bir yumurta hücresi insan yapma kararı alır?
  • Böbrek, göz, mide, kalp gibi organları yapan hücreler, yapım sınırına geldiklerini nasıl anlarlar?
  • Onlara milyarlarca insanda mükemmel organları yapmayı üstelik kusursuz bir mühendislik yaklaşımıyla inşaa etmeyi kim öğretmiştir.
    Bkz: morfogenez
Altın oran
Altın oran

Yukarıdaki sorulara bilim günümüz teknolojisinde cevap verememektedir.

Adeta bir takım canlı varlıklar kendilerinden çok çok büyük başka bir yaşayan varlığa güzel bir sürpriz yaşatmak ister gibiler. Peki şuuru olmayan, belirli bir düzen içinde sıralı cansız atomlardan oluşan organik unsurların bizi ve dış dünya dediğimiz etrafımızdaki dünyayı var etmesi mümkün mü? Tabiki sayısız matematiksel mükemmelliğe sahip yaşamın tesadüfi süreçlerin ürünü olduğunu söylemek çok büyük akılsızlık olacaktır.

DNA’yı keşfeden Francis Crick, DNA’da keşfettiği olağanüstü derecedeki kompleks yapı karşısında, yaşamın kökeninin tesadüfle açıklanamayacak bir mucize olduğunu kabul ederek, koyu bir evrimci olmasına rağmen, DNA’nın mucizevi yapısına şahit olduktan sonra yazdığı eserinde bu gerçeği şöyle ifade etmiştir:

Bugün sahip olduğumuz bilgiler ışığında, dürüst bir adam ancak şunu söyleyebilir: Bir anlamda hayat mucizevi bir şekilde ortaya çıkmıştır.

DNA Neden Yapılmış?

DNA (Deoksiribo nükleik asit); karbon, hidrojen, oksijen, azot, fosfat atomlarından oluşan ve hücrenin bütün hayati fonksiyonlarında rol alan dev bir moleküldür. İnsana ait bir DNA molekülünde bu atomlardan milyarlarca bulunur(1) ve her insanda kişinin kendisine özel bir biçimde düzenlenmiştir. DNA, bu molekülün kimyasal yapısını ifade eden deoksiribo (D), nükleik (N), asit (A) kelimelerinin kısa yazılımıdır.

DNA ‘da yazılı olan bilgi için kullanılan alfabede 4 harf bulunur, bunlar A. Adenin, G. Guanin, T. Timin, C. Sitozin

Bilim adamları DNA’yı oluşturan atomların, nükleotidleri meydana getirmek üzere nasıl özel bir dizilimle birleştiklerini tespit etmişlerdir. Ancak canlılığın yapıtaşlarının yapısını bilmekle, bunları meydana getirmek bir değildir. Nitekim bilim adamları ellerinde doğru malzemeler -atomlar ve bunları biraraya getirecek teknoloji- olmasına karşın, hiçbir şekilde canlılığın DNA molekülünü oluşturamamaktadırlar.

Rakamlarla DNA

DNA’ daki özel tasarımı rakamlarla ifade etmek gerekirse,

  • DNA’da toplam 6 milyar nükleotid bulunur
  • Bir nükleotid içerisinde yaklaşık 34 atom bulunmaktadır
  • DNA molekülünü oluşturmak için kimyasal olarak birleşmesi gereken atom sayısı (34 x 6.000.000.000) 204 milyar (2)
DNA 'daki matematiksel mükemmelik ve altın oran dikkat çekici
Matematiksel mükemmellik ve DNA sarmalının altın oran yapısı üzerinde düşünülmesi gereken çok önemli bir detaydır.

Yukarıdaki sayılardan şu sonuç çıkartılabilir, eğer yılda 350 gün, 8’er saat çalışarak 20.000 yılda sadece bir DNA molekülünü ortaya çıkarmış olacaktık. Bu sonuç ancak bilinçli, ne yaptığını bilen bilim adamı tarafından (tasarlanan) bir DNA molekülü için geçerlidir. İşin çarpıcı tarafı bu iş için mutlaka bir bilinç gerekli olmasıdır. Çünkü DNA’ da şifreli olan ‘ bilgi ‘ tesadüfen oluşabilmesi imkansızdır. Tesadüfen olamayacağı açık olan DNA’ da oluşabilecek en ufak sorunları Richard Milton şöyle tanımlamaktadır (3):

… her bir nükleozitin [nükleotidin fosfat bağlanmamış hali] doğru sırada “yazılması” ve DNA molekülü içinde tam olarak doğru yerde bulunması gerekir ve daha önce tanımlandığı gibi, insanlar, hayvanlar ve bitkilerdeki başlıca işlev bozukluklarına tek bir DNA molekülü, ya da o molekül içindeki tek bir nükleozitin yokluğu ya da yanlış yerleştirilmesi neden olmaktadır.

DNA ve Bilgi

Yabancı/zararlı maddelerin akciğerlerimize gitmesini engellemek için, nefes borumuzdaki mukoza tabakasını yutağımıza doğru ileten ileten silya tüycüklerinin belirli bir frekansta hareket etmesi yada dişlerimizin çene kemiklerimizde hangi sıralamayla bulunması gerektiği gibi çok fazla detaylı plan gerektiren süreçlerin saklandığı DNA, kalınlığı 2nm, uzunluğu ise yaklaşık 2m olan uzun bir iplikçik gibidir. Bu kadar uzun bir molekülün hücrein içinde, hücreden daha küçük bir bölümü olan hücre çekirdeğinde saklanması gerekiyor.

1gr DNA - 700 TB veri demek
1gr DNA – 700 TB veri demek

Adeta veri merkezi gibi çalışan hücre çekirdeğinde saklanması ayrı bir plan dahilinde düşünülmüş ve 2m uzunluğundak DNA histon adı verilen bir protein etrafında adeta bir makara gibi sarılarak depolanmaktadır. DNA’ nın Histonlara sarlarak depolanmış haline Kromozom denilmektedir.

Yapılan bilimsel bir araştırmaya göre 1gr DNA içine yaklaşık 700TB veri saklanabiliyor. (4)

DNA Histon Protein
DNA Histone Protein

DNA Histon proteine sarılıdır ancak, hücre içinde her hangi bir amaç için bir protein üretimi söz konusu olduğunda sarılı olduğu makaradan (histon proteini) açılarak okunması için serbest bırakılır. Bir nükleozomda, DNA sarmalının 15 dönüşlük kısmı yer alır; bu da 150 nükleotid kadar uzunluktadır(5) Bu parça, bir protein çekirdeğinin etrafında iki kez sarılıdır. Bu çekirdek de, çok sayıda artı yüklü amino asit içeren sekiz histondan meydana gelir. Bunlar, DNA üzerindeki eksi yüklü fosfatları mükemmel biçimde tamamlarlar. Protein üretimi için, DNA’nın herhangi bir bölümünde yazılı olan bilgiye ihtiyaç olduğunda, nükleozom açılır ve okunması için DNA şeridi serbest bırakılır. Bundan sonra DNA tekrar histonlar üzerine sarılır ve bir sonraki sefer ihtiyaç duyulana kadar orada saklanır ve çevredeki moleküllerin yıpratıcı etkilerinden korunur.

DNA’ nın Yapısal Özelliği

Genetik bilginin yalnız içeriği değil, aynı zamanda yapısı ve bulunduğu ortamın özellikleri de hassas bir düzen gerektirir. DNA merdivene benzetilecek olursa, merdivenin kolları “ester kovalent bağları” adı verilen güclü bir bağ ile birbirine bağlanmış şeker ve fosfat moleküllerinden oluşur. Bu güçlü bağ, adeta korunma görevi yaparak zayıf hidrojen bağı ile birbirine bağlı olan her dört nükleotid aslında özel bir amaç için bu şekilde var edilmiştir. En temel sebep merdivenin dayanıklılığını destekleyen sağlam kollarıyla birlikte içerdeki zayıf hidrojen bağları DNA’ya çok hassas bir “esneklik” kazandırır.

DNA Zincirindeki Esnek Hidrojen Bağı

Bağlardaki bu esnekliğin önemi şudur: Vücudun hayati fonksiyonları olan protein üretimi, DNA’nın kopyalanması ve diğer hücrelere aktarılmasıyla, bu aktarım da aralarındaki bağların esneme özelliği ile mümkün olmaktadır. DNA molekülünün iki zinciri, birbirine sadece hidrojen bağlarıyla bağlı oldukları için, kolaylıkla çözülüp ayrılırlar. Gerektiğinde de yeniden birleşerek çift sarmal yapıyı oluşturabilirler. Çözülme, ayrılma esnasında DNA zincirinin basamaklarını oluşturan nükleotidlerde bir kopma, bozulma olmaz. Diğer taraftan ortadaki hidrojen bağları kolaylıkla birbirlerinden ayrılırken, kovalent bağ ile bağlanmış olan yanlardaki zincirlerde de herhangi bir kopma veya esneme meydana gelmez. Moleküler biyolog Michael Denton, DNA’nın biyokimyasal yapısındaki mükemmelliği şöyle tarif etmektedir:

Molekülün geometrik bakımdan mükemmelliğini görmeniz mümkün. Adenin ve Timin arasındaki iki ve Guanin ile Sitozin arasındaki üç hidrojen bağının meydana getirdiği beş hidrojen bağından her birinin dayanıklılığı en ideal seviyededir. Çünkü hidrojen atomlarından her biri, doğrudan kendisini kabul eden atoma işaret eder ve bağların uzunlukları, hidrojen bağları için gerekli olan en yüksek seviyedeki enerji seviyesindedir. Moleküle önemli bir kararlılık kazandırdığı için ve replikasyon (kopyalama) sırasında, baz eşleşmesinin son derecede hatasız olması bakımından bu özelliği çarpıcıdır. (6)

Bir yandan genetik bilginin saklanması için sağlam ve kararlı bir yapıya ihtiyaç duyulurken, bir yandan da genlerin okunması ve kopyalanması için esnek bir yapı gereklidir. Diğer bir ifadeyle DNA sarmalını oluşturan iki kolun birbirlerine bağlanma gücü, hayati görevlerini yerine getirmesi için tam gereken ölçüde olmalıdır. Nitekim DNA sarmalı da tam olması gereken sağlamlığa ve esnekliğe sahiptir. Bu son derece özel bir durumdur. Çünkü eğer DNA şeritleri arasındaki bağ, daha güçlü olsaydı her iki kol da hareketsiz bir durumda donup kalacaktı. Diğer taraftan bu bağ daha zayıf olsaydı, molekül dağılacaktı.(7) Ancak DNA’yı oluşturan bağlar, Allah’ın dilemesiyle, sarmalın hem son derece düzgün olmasını, hem de fonksiyonel olmasını sağlayacak en ideal yapıdadır.


Biyoloji, fizik, kimya, matematik, paleontoloji tüm bunlar bilimdir ama “tesadüfen oldu” diyen “evrim teorisi” bilim değildir.

KesinBilgi.net – 💻🔭🔬


Kaynaklar:

  1. Walter L. Starkey, The Cambrian Explosion, WLS Publishing, Ohio, 1999, s. 155.
  2. Walter L. Starkey, The Cambrian Explosion, WLS Publishing, Ohio, 1999, s. 41.
  3. Richard Milton, Son Tartışmalar Işığında Darwinizm’in Mitleri, Gelenek Yayıncılık, Eylül 2003, çev: İbrahim Kapaklıkaya, s. 208.
  4. Next-Generation Digital Information Storage in DNA – http://science.sciencemag.org/content/early/2012/08/15/science.1226355
  5. David S. Goodsell, Our Molecular Nature, Springer-Verlag, New York, 1996, s. 39.
  6. Darwin DNA ‘yı Bilseydi – http://m.harunyahya.org/tr/books/4141/Darwin-DNAyi-bilseydi/chapter/7311/DNA-Molekulunun-Mucizevi-Yapisi
  7. Michael J. Denton, Nature’s Destiny, Free Press, New York, 1998, s. 153.
User Review
5 (1 vote)

İlk Yorum Sizden Gelsin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir