"Enter"a basıp içeriğe geçin

LGBT nedir?

LGBT: Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Transgender sözcüklerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Dünyada 1980′ li yıllarda gay kelimesi yerine tercih edilmeye başlamıştır.

Homoseksüellik yani erkek erkeğe, yada kadın kadına cinsel ilişkiye girmek sapık, iğrenç bir harekettir.

LGBT katılımcıları birer aktivist gibi davranırlar bu kapsamda sosyal medyada bir takım topluluk hareketlerinde, lobicilik faliyetleriyle, sokak yürüyüşleriyle, filmler, dergiler, edebiyat ve köşe yazarlarının alıntılamalarıyla ön plana çıkmaya çalışırlar. Hareketin iddiası sosyal eşitliktir, cinsel baskılardan kurtarmak için çabaladıklarını olduğu söylenir. Peki gerçekler böylemi?

Homoseksüellik yani erkek erkeğe, yada kadın kadına cinsel ilişkiye girmek doğal mı?

Bu soruyu sormadan önce LGBT ‘li aktivistlerin homoseksüelliği “normal” bir durummuş gibi göstermek için iddia ettikleri “homoseksüellik genetik bir anomali midir?” konusunu inceleyelim.

Son 20 yılda Amerika Birleşik Devletleri, İskandinavya ve Avustralya’da tek yumurta ikizleri üzerinde yapılan sekiz büyük çalışmanın tamamı aynı sonucu işaret ediyor: Homoseksüeller, eşcinsel olarak doğmamışlardır.

Homoseksüellik Genetik mi?

Tek yumurta ikizleri, aynı genlere ve aynı DNA’ya sahiptir. Eşit doğum öncesi koşullara maruz kalmışlardır. Buna göre, eğer homoseksüellik genetik nedenlerden ya da doğum öncesi koşullara bağlı olsaydı; ikizlerden birinin eşcinsel olduğu vakalarda, diğerinin de %100 eşcinsel olması gerekirdi.

24 yıl boyunca Yeni Zelanda hükümetine, 4 yıl boyunca da Birleşmiş Milletlere çalışan, bugüne kadar 10,000 adet bilimsel makalesi ve çalışması yayınlanan, homoseksüelliğin genetik olup olmadığı üzerine 20 yıldır araştırma yürüten Dr. Neil Whitehead “Kimse eşcinsel doğmaz” diyor ve tüm genom taraması yapıldığında, herhangi bir eşcinsellik genine rastlanmadığını belirtmiştir.(1)
Bkz: Mutasyonun genlere etkisi.

Hormonların Rolü

Hormonların Homoseksüellik Üzerinde Bir Etkisi Var mı?

Dr. Neil Whitehead ‘ın  çalışmasında ayrıca; “eşcinsellik ile doğum öncesi hormonlara maruz kalma arasında bir bağlantı olduğu ve doğum öncesi bağışıklık sisteminin erkek beynine saldırdığı” gibi bu sapkınlığı makul göstermeye çalışan diğer iddialar da incelenmiş fakat 20 yıl süren çalışmanın sonunda yine bu iddiaları destekleyecek hiçbir delile rastlanmadığı belirtilmiştir. (1)

Ek olarak homoseksüel kişilerin beyinleri ile, heteroseksüel kişilerin beyinleri arasında yapılan mikro yapısal farklılık bulma çalışmaları da yine başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Sağlıklı insanlar ile, homoseksüel yaşantı süren bireylerin beyinleri yapısal olarak birbirinden hiçbir farklılık göstermemiştir.

Yapılan bir başka araştırmada ise homoseksüel erkeklerle normal erkekler arasında östrojen veya testosteron seviyeleri açısından bir fark olmadığını anlaşılmıştır. Kolombiya Üniversitesi’nden Dr. William Byne ve Dr. Bruce Parsons da yine homoseksüelliğin genetik olduğu yönündeki iddiaları araştırmış ve Whitehead ile aynı sonuca varmışlardır. Genel Psikiyatri Arşivleri’nde çalışmalarının sonuçlarını yayınlayan Byne ve Parsons şöyle yazmıştır:

“Şu anda bu biyoloji teorisini ispat edecek hiçbir delil yoktur… Cinsel yönelimin mevcut biyolojik açıklamalarının tercih edilmesi, çok sayıda deneysel veriden ziyade, psiko-sosyal açıklamaların mevcut durumuna duyulan memnuniyetsizlikten kaynaklanıyor olabilir.”(2)
Human Sexual Orientation: The Biologic Theories Reappraised

Homoseksüellik üzerine yapılan bir diğer yoğun propaganda da, homoseksüellerin, bu sapkınlığı devam ettirmekten başka hiçbir çareleri olmadıkları, böyle doğdukları ve bunu kontrol etmenin ya da değiştirmenin ellerinde olmadığı yönündeki iddiadır.

Bu iddiayı araştıran Kolombiya Üniversitesi’nden Psikiyatri Profesörü Prof. Dr. Robert Spitzer, 200’den fazla kişi ile görüşmüş ve bu kişilerin çok büyük bir kesiminin terapi görüp psikolojik danışmanlık aldıktan sonra homoseksüelliği bırakıp heteroseksüel olarak yaşamlarına devam etme isteklerini dile getirdiklerini belirtmiştir.(3)

Homoseksüellik yani erkek erkeğe, yada kadın kadına cinsel ilişkiye girmek sapıklık, iğrenç bir harekettir.

Peki, o halde, neden ısrarla “bu kişilerin sapkın yaşantılarına devam etmekten başka çareleri yoktur” şeklinde bir propaganda sürdürülmektedir?

1 Eylül 1991’de New York Times’da kaleme aldığı bir yazısında Natalie Angier, bu propagandanın gerçek amacını şu şekilde deşifre eder:

“Eğer eşcinsellik bir tercih ya da seçimden çok biyolojik bir olay olarak görülüp meşru kabul edilirse; bu kimseleri artık askere almamak, ikamet edilen bir tesise almamak ya da öğretmen olarak çalıştırmamak mümkün olmayacaktır.”

Natalie Angier, quoted in Charles W. Socarides, “A Freedom Too Far,” (Phoenix, Arizona: Adam Margrave Books, 1995), p. 94.

Gençlerimiz Bu Sapıklığa Karşı Bilinçlendirilmeli

Kimse birbirinin pisliğini karıştıran kişilerin bu iğrençliğini “normal” gibi anlatmasın.

Dolayısıyla, homoseksüeller toplumun her kesiminde yer alabilecek, homoseksüellik ayıplanan -dahası “haram”- bir fiil olarak görülmeyecek ve bu sapkınlık, bu yolla toplumlar içinde rahatça yaygınlaştırılabilecektir. Toplumlar daha hızlı dejenere edilebilecek ve manevi ve ahlaki değerlerini yitirmiş bir toplum daha hızlı çöküşe uğrayabilecektir. Çöküşe uğramış toplumların daima İngiliz derin devletinin ve onun deccali uzantılarının işine yarayacağı açıktır. Toplumlarda yaygınlaştırılan her türlü haram fiil ve toplumu dejenere edecek uygulamaların, İngiliz derin devleti tarafından yaygınlaştırıldığı da burada hatırlanmalıdır.

Bu sinsi planın önüne geçebilmek için de, homoseksüelliği makul gösterecek sahte bilimsel açıklamaların, bilimsel delillerle önüne geçmek elzemdir.

LGBT Sapkınlığının Çocuklar Üzerindeki Etkisi

  • Alıntıdır – (4)

Bir kısım Batı medyası, homoseksüelliğin tarihteki İslam devletlerinde kabul gördüğünü ve homoseksüel karşıtlığının 20. yüzyılda ortaya çıktığını iddia etmektedir. Bu kişiler, geçmişte yaşamış milyarlarca dürüst Müslüman içinden, bir avuç sapkın şair ve yazarın sözlerini ya da eylemlerini örnek göstermektedirler. Oysa Müslümanlar için İslam’ın temel kaynağı 1400 senedir sadece Kuran-ı Kerim’dir. Biz dinimizi Yüce Allah’ın ayetlerinden öğreniriz.

Homoseksüelliğin toplumlarda yaygınlaşması sosyolojik problemlerin, toplumsal bir depremin gelişinin habercisidir. ABD’deki Hastalık Korunma Merkezi (CDC), 2009 yılında ortaya çıkan AİDS vakaların %61’inde hastaların homoseksüel olduğunu tespit etmiştir. Yine ABD’deki yıllık intiharların %50’sini de homoseksüeller oluşturmaktadır. Oysa ABD nüfusunun sadece %4’ünün homoseksüel olduğu hesap edilmektedir. NAMBLA adlı homoseksüel hakları için çalışan organizasyon, pedofiliyi kanunlarda suç olmaktan çıkartmak için çalışmaktadır. Bu dehşet vericidir, çünkü Los Angeles Polisi’nin çocuk tacizi vakalarında yaptığı çalışmaya göre 30.000 çocuk homoseksüeller tarafından cinsel tacize uğramıştır. Bugün 90.000 çocuk homoseksüel sözde çiftler tarafından evlat edinilmiştir. Gazeteler bu çocukların tecavüz haberleri ile doludur.

Orlando’daki homoseksüel bar katliamını yapan Afganlının da homoseksüel olduğu ve intikam amacıyla cinayetleri gerçekleştirdiği ortaya çıkmıştır. Bu tek bir örnek değildir. ABD’deki en cani 6 seri katil homoseksüeldir. Bu caniler onlarca erkeğe tecavüz ve işkence etmiş, ardından onları öldürmüş, parçalamış, yakmıştır. Bu rakamlar sadece buzdağının görünen kısmıdır. Birçok suç gizli kalmakta, açığa çıkarılamamaktadır. Bu istatistiklere gizli homoseksüeller dahil değildir.

Homoseksüellik yaygınlaştıkça ve toplumda kabul gördükçe dünya daha korkunç bir dejenerasyona doğru sürüklenecek ve oranlara vurulduğunda şiddet eylemleri daha da artacaktır. Homoseksüellerin yetiştirdiği çocuklar, yetişme safhalarında kaçınılmaz olarak psikolojik ve fiziksel problemlerle karşılaşacak ve bu durum sorunlu bir neslin yetişmesine neden olacaktır. Homoseksüelliği meşrulaştırmak amacıyla yayınlanan filmler, kitaplar ve makaleler sadece göz boyayıp derinlerdeki bu korkunç gerçeği saklamak amacındadır. Renkli bayraklar, bu dehşetli dünyanın arka planındaki kara dünyayı gizlemek içindir. Elbette homoseksüel olduğu için herhangi bir insanın zarar görmesi hiçbir şekilde tasvip edebileceğimiz bir şey değildir. Fakat Müslüman olarak, bir zihniyet ve eylem olarak bu sapkınlığa karşı koymamız ve bu konuda uyarıda bulunmamız gerekmektedir.

  • Alıntı sonu

Kaynaklar:

  1. Scientifically proven homosexuality is not genetic 20 years of research more than 10000 scientific papers
  2. William Byne and Bruce Parsons, “Human Sexual Orientation: The Biologic Theories Reappraised,” Archives of General Psychiatry, Vol. 50, March 1993: 228-239
  3. Robert L. Spitzer, “Can Some Gay Men and Lesbians Change Their Sexual Orientation?”, Archives of Sexual Behavior, Vol. 32, No. 5, October 2003: 403-417
  4. Homoseksüellik klanına dikkat!
Sending
User Review
0 (0 votes)

İlk Yorum Sizden Gelsin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir